Ortadoğu’da doğu ucu Libya, batı ucu İran ve en güneyde Yemen olmak üzere tüm coğrafyayı içine alan 3. Dünya Savaşı, yeni gelişmelerle derinleşerek sürmektedir. Bu geniş üçgen içerisinde yaşanan gelişmeler, savaşta yeni bir döneme geçildiğini ve sahadaki tüm güçlerin buna göre yeni adımlar attığını göstermektedir. Bu yılın başında Kasım Süleymani’yi hedef alarak İran’a karşı müdahale neredeyse açık bir savaş durumu düzeyine yükselirken Libya ve Suriye’de de yeni hamleler gündemde.

Bu savaş durumu içerisinde Türk sömürgeciliği de Kürt Özgürlük Hareketi ve Ortadoğu’ya dönük stratejisini yeni saldırı ve işgal planlamalarıyla geliştirmeye çalışıyor. En son, Faşist Şef Erdoğan’ın Libya, Suriye ve Rojava’ya dönük yaptığı açıklamalar da bu temelde bir bütünlük içerisinde değerlendirilmeyi gerekli kılıyor. Her şeyden önce en son yaptığı “Suriye ordusu İdlib’den çekilmeli” açıklaması Faşist Şef Erdoğan’ın hem yalancı yüzünü hem de işgalci karakterini bir kez daha kanıtlamıştır. Libya’da inisiyatif kazanmak için Birleşmiş Milletler ve uluslararası sözleşmelere atıfta bulunan Faşist Şef, kendi işgalini meşrulaştırmak için Libya hükümetinin yaptığı çağrıyı argüman olarak kullanmış, diğer ülkelerin ise Libya hükümetinin çağrısı üzerine sahada bulunmadıklarını iddia ederek bu güçlerin varlığının uluslararası hukuka aykırı ve gayri meşru olduğunu dile getirmişti. Aynı Erdoğan bu cümleleri kurarken, Suriye savaşının başından beri tek taraflı olarak geliştirdiği işgal ve fetih hareketini ise meşru görüyordu.

Her gün devletin bütünlüğüne ve egemenliğine vurgu yapan Faşist Şef, Suriye devletinin resmi ordusunun, Suriye devletinin resmi toprağı olan İdlib’den çekilmesini, çekilmezse müdahale edeceğini vaaz ediyor! Kuşkusuz bu durum yalan ve tutarsızlık ile açıklanamayacak düzeyde bir faşist hezeyanın varlığını da gösteriyor. Tüm faşist diktatörlerde olduğu gibi, Erdoğan da kendini hukukun, adaletin ve siyasetin şaşmaz ölçüsü haline getiriyor. Erdoğan’ın bu yalancı yüzü görülmüyor değil, fakat kapitalist modernite sisteminin kendisi yalan, hile, çıkar ve riyakarlığa dayandığı için uluslararası güçler de bu duruma karşı çıkmıyor.

Tutum sergilemek, karşı çıkmak bir yana destek veren açıklamalar yapılıyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Faşist Şef’in İdlib açıklamalarına katıldıklarını, Türkiye’nin yanında olduklarını açıkça dile getiriyor. Demek ki mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel istekleri veya Türk devletinin sömürgeci planlamalarını içermiyor. 3. Dünya Savaşı’nı yürüten temel güçler, hem Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiyesini gerçekleştirmek hem de Ortadoğu’ya dönük müdahaleyi derinleştirmek ve sonuç almak için Türkiye’deki mevcut faşist rejimi kullanıyor. Türkiye’deki faşist rejimin çökme noktasına gelmesine rağmen halen ayakta tutulması bu gerçeklikle bağlantılıdır.

Kuşkusuz Türk sömürgeciliğinin 2023 yılına kadar Misak-ı Milli sınırlarını yani Kuzey, Güney ve Rojava Kürdistan’ı tümden işgal etme planlaması var. Zaten söz konusu açıklamada Faşist Şef, Girê Spî ve Serêkaniyê işgalini ABD ile ortaklaşarak gerçekleştirdiklerini itiraf ederken, bu işgalle yetinmeyeceğini saldırılarını geri kalan bölgelere de yapacağını ilan ediyor. Hem İdlib hem de Rojava’ya dönük saldırı açıklamalarının birlikte yapılmasının da taşıdığı anlamlar var. Türk sömürgeciliği, geçmiş süreçte de yaptığı gibi Kürt özgürlük mücadelesini bastırmak için farklı konuları koz olarak kullanmaktadır. İdlib karşılığında Rojava’yı işgal planının önünün tümden açılmasını talep ediyor. ABD ise hem Türkiye-Rusya çelişkisi yaratmak hem de Kürt özgürlük mücadelesini etkisizleştirmek için bu politikalara hem zemin hazırlıyor hem de ön açıyor.

Suriye rejiminin, Faşist Şef Erdoğan’ın çağrılarına cevap vererek en stratejik operasyonu olan İdlib operasyonunu yarım bırakmayacağı, Kuzey ve Doğu Suriye halklarının da devrimlerini korumak için direneceklerini göz önünde bulundurarak gelişmeleri ele almak ve hazırlık yapmak gerekiyor. 2018’de Efrîn’i, 2019’da Girê Spî ve Serêkaniyê’yi işgal eden Türk sömürgeciliği 2020 yılında da işgali derinleştirmeyi planlıyor. Kuşkusuz Kuzey ve Doğu Suriye halkları bu saldırı planlarına karşı hazırlıklarını yapacaklardır. ABD öncülüğündeki kapitalist hegemonyanın da Ortadoğu halk devrimini etkisizleştirmek için bu saldırılara ön açacağını öngörmek gerekir. Yine Rusya’nın da Efrîn işgal süreci ve sonrasında geliştirdiği tutum bilinmektedir. Tüm bu gerçeklikler göz önünde bulundurularak ve geçmişin derslerini iyi çıkartarak devrimci çizgide ve özgüce dayanarak önümüzdeki mücadele sürecine hazırlık yapmak bu anlamda hayati önemde olmaktadır.

2020’in 15 Şubat’ından başlayarak Newroz’unu bu anlamda büyük bir direnişle karşılamak, hem Türk sömürgeciliğinin hem de kapitalist hegemonyanın Kürdistan ve Ortadoğu’ya dönük saldırılarını kırmak gerekiyor. Saldırılara karşı öz savunmayı geliştirmekle birlikte halkların devrimci hamlesini geliştirerek özgürlük adımlarını hızlandırmak sürecin halklar lehine gelişmesini sağlayacaktır. 2020 mücadele yılı bu temelde en kritik ve belirleyici gelişmelere açık bir yıl olmaya devam etmektedir.