15 Şubat 1999 gününü hiçbir Kürt unutmadı, unutmayacak, bir travma olarak yaşamlarında her zaman yerini alacak. Önder Abdullah Öcalan, onlarca yıl sürdürmeyi amaçlayan bir Türk-Kürt savaşının fitilini ateşlemek için Kenya’da esaret altına alındı ve Türk devletine teslim edildi. Kürt halkı bu komploda yer alan güçlerin kim olduğu bilincini diri tutacak ve bunlara karşı öfkesini her zaman koruyacaktır. Zaten bu bilincini korumak için bugünü “Kara Gün” olarak ilan etmişlerdir.

Kürt halkına ve Özgürlük Hareketine bu kötülüğü yapan tüm güçleri nefretle kınıyorum. Tülbentli bir ananın ifadesiyle: “İnşallah bu güçler hiçbir zaman kendilerinden ve yaşamlarından hayır görmezler. Bizlere yaşattıkları acıları onlar da yaşarlar!” Aslında ana tüm Kürtlerin sahip olduğu duyguları ifade etmiş oluyor. Herhalde Kürtler bu uğursuz güçleri ve amaçlarını boşa çıkarmayana kadar da hiçbir zaman ne huzura kavuşacaklar ne de bu güçlerin rahat yüzü görmesini sağlayacaklardır. Bu dünyada da olsa öte dünyada da olsa iki elleri bu komployu gerçekleştiren güçlerin yakasından düşmeyecektir.

Bu komplo ABD koordinatörlüğünde ve pratiğinde gerçekleşmiştir. Organize ortakları ise İngiliz siyaseti, İsrail sermayesi ve bu güçlerin istihbarat örgütleri olmuştur. ABD koordinatörlüğü, NATO ve Gladio komplonun gerçekleşmesi için kullanılabilecek hangi güç, devlet, örgüt ve kişilik varsa hepsini hizmetine koşturmuştur. Tüm imkanlarını seferber etmiştir. İşbirlikçi Kürtleri de devrik diktatörleri de zorla ayakta kalan bazı örgütleri de bazı kişilikleri de kullanmıştır.

Clinton hükümetinin devrik diktatör Mübarek üzeri Suriye’ye Önder Apo’yu sınır dışı et dayatması karşısında Önderliğin sorumlu davranıp 9 Ekim’de Suriye’den çıkmasıyla başlayan süreç bu güçler tarafından örümcek ağı gibi örülmüş ve 15 Şubat’ta gerçekleşen esaretle sonuçlanmıştır.

Peki, ABD bu komployu neden gerçekleştirdi, bunu bilince çıkarmak önemli olmaktadır. Bu konuda Önder Apo’nun birçok değerlendirmesi olmuştur. Bu değerlendirmelerinde kimin hangi rolü üstlendiğini, ne ve ne için yaptığını en ince ayrıntısına kadar ortaya koyuyor. Konu hakkında kesin bilgilere ulaşılmak isteniyorsa en doğru kaynak, İmralı’da geçen süre içerisinde yazılan savunmalar olmaktadır. Ancak yine de naçizane bazı görüşler ifade edilebilir.

Birincisi: Hegemon sistem kendi içinde bazı çelişki ve çatışmalar yaşasa da ayakta kalmak için çeşitli planlar devreye koymuştur. Birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra Ortadoğu’da Kürtlerin inkarına ve imhasına dayalı bir düzen kurulmuştu. Bu düzenin ve statükonun kısmi restorasyonlarla sürdürülmesi bir yöntem olarak önlerinde durmaktaydı. Ancak PKK mücadelesini yükseltip geliştirdikçe bu düzen ve dengeler önemli oranda sarsılmıştı. Çünkü Kürtlerin özgürlük sorunu demek Ortadoğu’daki en temel dört devletin kaderinin ve onlar üzerine kurulmuş hesapların da çökmesi anlamına gelmekteydi. Dolayısıyla Kürtlerin özgürlüğünü sağlaması hegemon güçlerin çıkarına olmayacaktı ve restore etmeyle sistemi ayakta tutma hesaplarını bozacak, dağılmayla karşı karşıya kalmasını neden olacaktı. Kürtler üzerinde sürdürülen inkar ve imha sistemini sürdürmek için de PKK’nin ideolojik, askeri ve siyasi gücünün etkisiz hale getirilmesi gerekirdi. Bunun için de Önder Apo’nun tasfiye edilmesi gerekirdi. Hesap bunun üzerine kuruluydu. Önder Apo’ya yönelik komplo gerçekleştiğinde PKK başsız kalacak, ondan sonra dağılacak, Kürtler de kendisini savunacak bir güç olma iradesini tümden yitirecek böylece yok edilmelerinin önündeki engel de ortadan kaldırılmış olacaktı.

Diğer önemli bir neden, Önder Apo ideolojik, teorik ve siyasal anlayışıyla bu güçlerin bölge halklarını birbirine kırdırtan ve yok sayan, sadece kendi anlayışlarında ve hizmetlerinde olacak Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmesi önünde engel olarak görüldü ve ortadan kaldırılması gerektiği düşünüldü. Çünkü Önder Apo’nun çözüm projeleri hiçbir zaman sadece Kürtlerle sınırlı olmamıştır, Kürt sorunu somutundan başlayıp bölgesel ve evrensel çözümün ne olması gerektiğini ortaya koymuştur. Buna da demokratik komünal toplum, demokratik sosyalizm demiştir. İmralı’da geçen süreçte bu düşüncelerini arındırıp en rafine biçimde insanlığın hizmetine sunmuştur. Kapitalist modernite tüm sorunların kaynağı olduğunu ve tarihin sonu geldiği söylemlerinin bir safsatadan ibaret olduğunu ortaya koymuştur. Buna karşı bir alternatif geliştirmiştir. O da kadın özgürlükçü, ekolojik, demokratik toplum paradigmasıdır. Yani demokratik sosyalist güçlerin eline demokratik modernite sistemini inşa etme teorisini ve ütopyasını vermiştir.    

ABD’nin bu komploda öncü olmasının diğer önemli bir nedeni ise, Irak’a müdahale etmesi gündemdeydi ve bu müdahaleyi gerçekleştirebilmek için Irak’ın Müslüman komşusu olan Türkiye’den destek alması kendisi açısından önemli olacaktı. Böylece hem İslam aleminden çok fazla tepki gelişmeyecekti hem de NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’nin gücünü yanına almış olacaktı. Türkiye’yi buna razı etmenin en iyi yolu da 80 yıldır kültürel ve fiziki soykırımın her türlü yöntemini devreye koyan, ama bir türlü bitiremediği Kürtleri yeniden dirilten, can ve ruh veren, mücadele eder hale getiren Önder Apo’yu komployla etkisiz hale getirmekti. Böylece PKK başsız kalacağı için de tasfiye olacaktı. Ama 21 yıllık süreç yapılan tüm hesapların boşa düştüğünü gösterdi. Tabii bunu da yine Önder Apo sağladı. Evet şu anda tecrit altında, dünyayla bir bağı yok, ama geliştirmiş olduğu insanlar, hareketler, düşünceler bugün demokratik insanlığın çekim merkezi haline gelmiş durumda. Özgür toplumu inşa etme yolunda koşar adımlarla ilerliyor.

Zamanın başbakanı Bülent Ecevit “Apo’yu neden bize teslim ettiler, anlamadım” diyerek kendi durumunu ortaya koymuştu. Şu andaki iktidarın da durumu bundan çok farksız değildir. Şovenizmin şuursuzlaştırdığı, gözleri kör ettiği bir anlayışla Türk’ün gücünü gösterme saplantısından çıkılamıyor. Böylece Türkiye’ye en büyük kötülüğü yapmış oluyorlar.

Komplo günümüzde Önder Apo üzerinde ağırlaştırılmış tecritle varlığını sürdürmek istemektedir. Aslında teorik olarak bu komplo boşa çıkarılmıştır. Çünkü Önderlik düşüncelerini, paradigmasını toplumla buluşturmuştur. Ancak şimdi pratik olarak da boşa çıkartmanın zamanı gelmiştir. Bunun yolu da şu anda tecridin kırılması ve önder Apo’nun özgürleşmesi temelinde Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlama hedefli mücadeleyi yükseltme olmaktadır.