Yüzyıllık komplo süreci, 15 Şubat 1999’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo ile sonuçlandırılmak istendi. Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin ‘Güneşimizi Karartamazsınız eylemleri ile başlattığı direniş karşısında, Kürt soykırımı politikası hedefine ulaşamadı. İmralı’dan Kürdistan dağlarına, oradan da tüm Kürt halkının ve dostlarının yaşadığı yerlere kadar yayılan direniş, komployu boşa çıkararak, sonuçsuz bıraktı.

Soykırım saldırılarıyla başlayan yüzyıllık komplo sürecini başlatan sömürgeci, Koçgirî, Pîran, Agirî ve Dersim’in ardından Kürt halkının direnişini gömdüğünü, bir daha uyanamayacağını hesaplamıştı. Bu soykırım saldırılarına karşı bir grup Kürt ve Türk gencinin Ankara Üniversitesi’nde başlattığı hareket, bu gidişata ‘dur’ demek için yola çıktı.

12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ

Amed’in Lice ilçesinin Fis köyünde 27 Kasım 1978’de kuruluş kongresi yapılarak kurulan PKK, bu tarihi tersine çevirmenin adımlarını attı. Türk devleti, 12 Eylül 1980’de askeri darbe gerçekleştirerek PKK kadrolarını zindanlara doldurdu. PKK, zindan direnişiyle Türk devletinin çabalarını boşa çıkardı. 

İLK KURŞUNUN SESİ

PKK, zindan direnişi çağrı kabul ederek 15 Ağustos 1984 atılımıyla yeni bir süreci fitilini ateşledi. Artık Kürt halkının özgürlük mücadelesi kesintisiz bir mecraya girdi. Kürdistan halkı, ‘ilk kurşunun sesi’ ile yol almaya başladı. Geniş kitlelere ulaşan Kürt Özgürlük Hareketi 1990’lı yıllarda serhildanlarla toplumsallaştı. Kürdistan, sömürgeciliğe karşı durdu. Türk devletinin cevabı ise köy boşaltmaları ve yakmaları ile faili meçhul cinayetler oldu. 

ORTADOĞU’YU YENİDEN DİZAYN

Ortadoğu’yu bir kez daha dizayn etmek isteyen güçler, Kürt Özgürlük Hareketi, bunun önünde engel olarak görüyordu. ABD’nin başında bulunduğu sistem, PKK’yi birebir hedef almayı Körfez Savaşı ve Irak’a müdahalesi ile başlattı. Türkiye, 1991’de YNK ve KDP ile anlaştı. Bu anlaşmayla PKK’nin tecridi ve imhası planlandı. Türkiye, KDP ve YNK, uluslararası güçlerin ve NATO’nun da desteğini alarak Ekim 1992’de imha saldırısında bulundu. Bu saldırıyla PKK’nin iradesi kırılmak ve teslim alınmak istendi, ancak bunda başarılı olamadılar. İngiltere, 1994’te Türkiye’ye büyük bir destek sağladı. PKK’ye yönelik saldırıları ve tasfiye ittifaklarını koordine etti. PKK’nin iradesinin kırılması, etkisizleştirilmesi, teslim alınması için Türkiye’ye her türlü destek sağlandı. Türkiye bu desteğe dayanarak Kürdistan’ı boydan boya yeniden işgal etti, binlerce köyü yakıp yıktı, binlerce faili meçhul cinayet işledi, milyonlarca insanı göçe zorladı. Kürdistan’da büyük bir yıkım gerçekleştirdi. Gerillaya yönelik her türlü saldırı silahı kullanıldı. Bununla hem halkın hem de gerillanın iradesi kırılmak ve teslim alınmak istendi. Bütün bunlara rağmen ne PKK’nin ne de Kürt halkının iradesi kırılabildi. Direniş büyüyerek devam etti.

9 EKİM’E GİDEN SÜREÇ

Türk devleti, dış güçlerden her türlü desteği alarak halka ve gerillaya yapılan saldırılardan sonuç almayınca 1996’da Öcalan’ın imhasını planladı. Şam’da bomba yüklü bir araçla suikast yapılıp imha edilmek ve ardından da askeri operasyonlarla gerillaya büyük bir darbe vurulmak istendi. Şam’daki bu suikast girişimi başarısızlığa uğrayınca, bunu tamamlayacak operasyonlar 1997’ye ertelendi. 1997’de yeniden bir planlamayla TC ve KDP ortak saldırısıyla sonuç alınmaya çalışıldı. Bir taraftan bu saldırılarla gerillaya darbe vurulmak, diğer taraftan PKK içerisindeki ihanetçi eğilimin etkinliği arttırılmak istendi. Böylece PKK’de Öcalan çizgisinin etkisizleştirilmesi hedeflendi. Bu plan da sonuç vermeyince 1998’de Washington Anlaşması gerçekleştirildi. Bu anlaşmada daha sonra uygulanan uluslararası komplonun kararı verildi. 9 Ekim’de pratikleştirilmek istenen komploda Amerika, YNK ve KDP bulunmaktadır. Bu devletlerin arasında geliştirilen Washington anlaşmasının arkasında ise İsrail ve İngiltere de bulunuyordu.

KDP VE YNK’NİN ROLÜ

YNK ve KDP, etkin biçimde yer almasaydı bu komplonun başarı şansı olmayacaktı. Ne var ki bu komployu en fazla da KDP ve YNK istedi, çünkü bu komployla önleri açılmış olacaktı. KDP ve YNK istediği için ABD ve diğer müttefikleri bu komployu planlayıp geliştirdi. PKK’den önce Kürdistan’da ağırlıkları olan KDP ve YNK’yi kendi çıkarları doğrultusunda istedikleri gibi kullanabilirlerdi. Öcalan öncülüğünde gelişen Kürt Özgürlük Hareketi, Kürdistan’da KDP ve YNK’yi oldukça sınırlamıştı. KDP ve YNK, uluslararası güçleri PKK’nin üzerine sürerek Öcalan’ı, PKK’yi ve özgür Kürt iradesini etkisizleştirerek yeniden Kürdistan’a egemen olmak istedi. Bunun için 9 Ekim’de Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması ile başlayan ve 15 Şubat 1999’da devam eden Uluslararası Komplo’da önemli rol oynadılar.

9 EKİM’DEN İMRALI’YA

Başını ABD, İngiltere ve İsrail’in çektiği uluslararası baskıyla 9 Ekim 1998’de Öcalan’ın Suriye’de çıkarılması sağlandı. 15 Şubat 1999’da ise Kürt Halk Önderi Öcalan, Kenya’dan kaçırılıp İmralı sistemi içine alınarak bastırılmak istendi. Bu başarılamayınca çürütme politikası temelinde Kürt Özgürlük Hareketi etkisiz kılınıp PKK parçalanarak sonuç alınmak istendi.

GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ

Komplocu güçler, bir günde Kürt Halk Önderi Öcalan’ı imha etmeyi, 6 ay içinde de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi hedeflemişti. Umut ve hesapları böyleydi, ancak planları Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının gösterdiği direniş karşısında boşa çıkarıldı. ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemleri ile Halit Oral öncülüğünde gelişen direniş, tüm Kürdistan’a, Kürt halkı ve dostlarının yaşadıkları her yere yayıldı. Bu direnişi gören uluslararası güçler ve bölgedeki işbirlikçileri, korkarak geri adım atmak zorunda kaldı. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı M. Albright, “Bu kadar fazla tepkinin olacağını hesaplamıyorduk” diyerek gelişen direnişin komplocu güçler üzerinde ne denli etkide bulunduğunu, onları korkuttuğunu ortaya çıkadı. Bir kez daha Kürt imhasını hedefleyen güçler, amaçladıkları yüzyıllık komployu başarıya ulaştıramadı.

ABD’NİN IRAK’A MÜDAHALESİ

ABD, 2003’e gelindiğinde “Irak’a Özgürlük ve Barış Getireceğim” diyerek 24 yıllık Saddam rejimini 24 günde devirmek istedi. Bu şekilde ABD, tekrardan Ortadoğu’ya müdahale etti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, o süreçlere ilişkin yaptığı avukat görüşmelerinde şunları belirtiyor: “…ABD’nin ulus-devlet konusunda ve diğer bazı stratejileri hakkında kimse yeteri kadar bilgi sahibi değil. Saddam dahi ABD’nin ne yapmak istediğini anlayamadı. Ben dört yıl önce sanırım 2003’te Irak’la ilgili iki şey söylemiştim; 1-Eski tip ulusal kurtuluşa dayalı milli devletler Saddam şahsında iflas ettirilmiştir. Tasfiye olmuştur. 2-Ortadoğu da milliyetçi rejimler ister İslami, ister reel sosyalist, isterse ırkçı temelde olsunlar bunlar çözülecek. Bunun yerine demokrasi anlayışının kendisini hazırlaması gerekir. Bu söylediklerim olduğu gibi ortaya çıktı. Eğer ben de İmralı sürecinde Saddam gibi eski tarz direniş içine girseydim sonuç Türkiye’nin Iraklaşması olacaktı.” 

KOMPLONUN REVİZE EDİLMESİ

Komplonun yeni aşamalarla revize edilmesi gerekiyordu. Komplonun 2. aşamasında PKK yönetimi de hedeflendi. Mümkünse yönetimin tümü, Öcalan çizgisinden koparılmak ve sisteme çekilecekti. Ferhat-Botan tasfiyeciliğiyle Kürt Özgürlük Hareketi tümüyle ele geçirilerek sisteme eklemlenmeye çalışıldı. Komplo, kendini örgüt içine taşıyarak etkin kılmaya çalıştı. Ferhat ve Botan tasfiyeciliği ile PKK içerisinde örgütlenerek, kendilerini örgüt içerisine taşırarak komployu içeriden sürdürmeye ve tam başarıya götürmeye çalıştılar. Sistem kendi zihniyetini, ideolojik ve siyasi çizgisini, yaşam tarzını, kültürünü, ölçülerini bu vasıtasıyla PKK içerisinde etkin kılmanın çabasını gösterdi. Öcalan, bu tasfiyeci, provokatif eğilime karşı ‘1 Haziran Hamlesi’ni ve PKK’nin yeniden inşasını kararlaştırıp hayata geçirdi.

TASFİYECİLİĞİN TASFİYE EDİLMESİ

PKK’nin yeniden inşası, 1 Haziran Hamlesi ve gelişen  ‘Êdî bes e’ hamlesi ile tasfiyecilik tasfiye edilerek, komplonun başarıya ulaşması engellendi. PKK, yeniden etkin bir biçimde Ortadoğu politikasında yerini aldı. Küresel sermayenin ve işbirlikçilerinin bölgedeki çıkarlarını tehdit etmeye başladı. 

3. AŞAMAYA DA GEÇİT VERİLMEDİ

Uluslararası Komplo, bunun üzerine 3. aşamayı başlattı. Bu aşamayla Öcalan çizgisine bağlı kadronun imhası, geriye kalan kadroların, kitlesinin bütün değerleriyle birlikte sisteme entegre edilmesi hedeflendi. Komplonun 3. aşamasına karşı da Kürt halkı ve gerillası büyük bir direnişe geçti. Büyük serhildanlar ve gerilla direnişiyle bu saldırıya karşı da güçlü bir duruş gösterildi. Gerillalar Gabar, Oramar daha sonra Zap direnişiyle bu duruşu ve gücünü dost ve düşman herkese gösterdi. Bu direnişle birlikte komplonun 3. aşaması da boşa çıkarıldı.

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI

Kürt özgürlük mücadelesinin kararlığılı, 1 Haziran 2004’te tescillendi. Devrimci Halk Savaşı ile birlikte artık doruğa ulaştı. HPG ve YJA-STAR gerillaları, artık yeni dönemin mücadele taktiğini de devreye koydu. Gerilla, “vur kal” taktiğini geniş alanları ve şehirlerarası yolları kontrol altına alma taktiğiyle birleştirerek Türk ordusunu kuşattı. Başta Şemzînan, Beytüşşebap, Çelê’yi kuşatma altına alan gerilla, Türk ordusuna ağır darbeler vurdu. Türk ordusunun ise gerillanın devrimci operasyonlarıyla birlikte bölgelerdeki karakollarıyla bağlantıları kesildi. 

19 TEMMUZ ROJAVA DEVRİMİ

Öcalan, her zaman ısrarla Ortadoğu gibi bir coğrafyada öz savunmanın gerekliliğinin şart olduğunu vurguladı. Bu çerçevede PKK’nin 15 Ağustos 1984’te başlayan silahlı mücadele kararlılığı ve 1 Haziran 2004’te iç ve dış bazı güçlerin tüm baskılarına karşı alınan ’mücadeleye devam kararı’, 19 Temmuz 2012’de Kobanê’de meyvesini verdi. Artık Rojava Devrimi, Kürt halkının baharı olmuştu. Suriye ordusu Kürt şehirlerinden çekilmeye başladı. Suriye’de yaşanan ve Öcalan tarafından daha önceden de haberi verilmiş olan III. Dünya Savaşı’nda hegemonik güçler karşısında alternatif bir güç olarak ortaya çıkan Rojava Devrimi, Ortadoğu’da Kürt halkını temel bir aktör haline getirdi. Herkesin korkup, karşısında duramadığı DAİŞ gibi bir çeteye karşı savaşıp da kazanabilen tek güç olan Rojava Devrimi, başta Türk devleti olmak üzere tüm emperyalist-sömürgeci ve komplocu güçler için ideolojisi ve sistemi ile birlikte tehdit olarak görülmeye başlandı.

DİYALOG SÜRECİ

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Aralık 2012’de katıldığı bir televizyon programında, Kürt sorununun çözümü için İmralı’da Öcalan ile görüşmelerin yapıldığını tüm kamuoyuyla paylaştı. Öcalan, 21 Mart 2013’teki Newroz’da verdiği mesajla yeni bir sürecin başladığını tüm dünyaya duyurdu. PKK ise 25 Nisan 2013’te Kuzey Kürdistan’daki güçlerini Medya Savunma Alanları’na çekeceğini deklare etti. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tüm iyi niyet gösterilerine ve üzerine düşen görevleri yerine getirip adımları atmasına rağmen AKP hükümeti herhangi bir adım atmadı. Aksine Kuzey Kürdistan’da karakol ve baraj yapımlarına devam ederek bir savaş hazırlığı içine girdi.

‘Dolmabahçe Mutabakatı’ ile iki tarafın da kamuoyu önünde atacakları adımları netleştirdiklerinin ilan edilmesi ardından Erdoğan, bizzat başdanışmanı Yalçın Akdoğan tarafından imzalanan bu mutabakatı reddetti. Erdoğan, tüm dünyanın gözleri önünde DAİŞ çetesini destekleyerek, adeta çözüm şansını heba etti. Bununla yetinmeyen Erdoğan, ‘Çöktürme Planı’nın MGK kararı haline getirerek, Kürt özgürlük mücadelesini tasfiye, imha etme ve yüzyıllık komployu sonuçlandırma planları yapmaya başladı.

YENİDEN SAVAŞ

Türk devleti, süreci bozmak için Suruç’ta Kobanê’deki çocuklara destek için gitmeye hazırlanan gençlere DAİŞ eliyle saldırı yapıldı. Bu katliamın ardından DAİŞ tetikçiliğindeki saldırılar devam etti. Ankara-Gar ve Amed katliamlarına imza atıldı. Böylesi bir dönemde Ceylanpınar’da faili meçhul bir şekilde 2 polis öldürüldü. Bunu bahane eden Türk devleti, 24 Temmuz 2015’te en büyük hava saldırısıyla Medya Savunma Alanları’nı bombalayarak, yeniden savaş başlattı.

KOMPLONUN GÜNCELLENMESİ

Erdoğan’ın yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerini kendi elinde toplamasıyla beraber Türkiye’deki rejime “Erdoğan rejimi” ya da “tek adam rejimi” denilmeye başlandı. Kuzey Kürdistan’da bu faşizan rejim kabul edilmeyerek, 10 Ağustos 2015’te Şırnak Halk Meclisi’nin ‘öz yönetim’ ilanının ardından peş peşe ilanlar yapıldı. Erdoğan’ın talimatıyla Türk ordusunun bütün savaş güçleri ile çeteleri kentlere saldırdı. Kürt kentlerin yakıp yıkarak katliamlar yapan Türk devleti, 2018’in başından itibaren fiilen Rojava’ya saldırdı. Öncek Efrin işgal edildi, ardından Serêkaniyê ve Girê Spî. Uluslararası güçler, Rojava’nın işgaline onay vermekle yetinmeyerek, Güney Kürdistan’ı da Türk işgalciliğine açtılar. Böylece yüzyıllık komployu sonuçlandırmak istediler. Komplocu güçlerin tüm saldırılarına, başta Rojava ve Güney Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi, YPG, YPJ ve QSD güçleri büyük bir direnişle cevap verdi. 

ÖCALAN’A AĞIRLAŞTIRILMIŞ TECRİT

Askeri sahada bunlar yaşanırken komplo, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecritle devam ettirildi. Avukat ve aile görüşlerine çıkarılmayan Öcalan, bir nevi tasfiye edilmek istendi. Kürt halkı, süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemleri ile buna ‘dur’ dedi. Yeni bir komplo sürecinin içinden geçildiğini fark eden Kürt özgürlük mücadelesi, bulunduğu her alandaki direnişiyle boşa çıkaracağını gösteriyor Kürt Özgürlük Hareketi ile Kürt halkı ve dostları, yüzyıllık komployu nihayete erdirme hayallerini kuran komplocu güçlere, her yerde büyük direnişlerle cevap veriyor.

ORTADOĞU’NUN ÖNEMLİ AKTÖRÜ

Yüzyıllık komplo tekrardan canlı tutulmak isteniyor. PKK, komplocuların hayallerini kırarak, planlarını bozarak Ortadoğu’yu artık istedikleri gibi dizayn edemeyeceklerini gösterdi. Kürtlerin Ortadoğu coğrafyasında önemli bir aktör olduğunu ve Kürt halkı olmadan Ortadoğu’da barış ve huzurun gerçekleşemeyeceğini tüm dünya yakından gördü. Artık soykırım kıskacında olan, imha ve tasfiye edilmek istenen bir halk, verdiği özgürlük mücadelesi ile Ortadoğu ve tüm dünya halklarına umut olurken, Kürt özgürlük mücadelesi Kürdistan’dan çıkıp evrenselleşti.